top of page

02

Mehmet Karlı: “Pulluksuz tarım, doğal bir toprak reformudur”

Yeşil Gazete 01/06/2015

Bu haftaki röportajımızda Konya’nın Sarayönü ilçesi, İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Mehmet Karlı’yı konuk ettik.

Mehmet Karlı, ilçenin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü olmasının ötesinde özelliklere sahip ve çalışmalara da imza atmakta olan biri. Onarıcı tarım yöntemlerini büyük bir şevkle ve ilgiyle takip eden Karlı, bunların ilçesinde uygulanmasında da çok önemli bir rol oynuyor. Yeri geliyor, tanıtım afişlerinin tasarımını da kendisi yapıyor, farklı kurumların bölgesinde projeler yapması için uğraşıyor. Kendi deyimiyle “ısrarlı” çalışmaları neticesinde Sarayönü, pulluğu (yani, tarım arazilerini sürmeyi) devreden çıkaran yöntemlerle bir nevi “tarım devriminin” yolunu açıyor. Bazı okuyucularımıza şaşırtıcı gelebilir, neticede sürülmüş tarlalar kırsal yaşamın en pastoral, en romantik görüntülerinden biridir. Ama gerçek şu ki, pulluk (tabi, nasıl kullanıldığına da bağlı olarak) insanlığın bugüne dek keşfettiği en yok edici araçlardan biri.

Meselenin iklim değişikliğinden çölleşmeye, savaşlardan gıda krizine dek bir çok başka hayati sorunla doğrudan bağı da var. Devamını ve detayını röportaja bırakalım.

Yeşil Gazete olarak büyük önem verdiğimiz gıda ve tarım konusunda özgün ve önemli işleri sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz.

 

Mehmet Karlı

Yeşil Gazete: Mehmet Karlı kimdir? Oradan başlayalım.

Mehmet Karlı: Konya Sarayönü doğumluyum. 1980 yılında Ziraat Teknisyeni olarak Çorum-Çankırı Kırsal Kalkınma Projesi’nde göreve başladım. Sırasıyla Niğde Çamardı, Konya Taşkent, Konya Ilgın Ağalar köyü teknisyeni oldum ve 22 yıldır Sarayönü ilçesinde çalışmaktayım. 18 yıldır İlçe tarım Müdürlüğü görevini yapıyorum. Bu arada İktisat,Değirmencilik ve Gıda Mühendisliği öğrenimim oldu.

Dünyadaki organik tarım çalışmalarını ve yerel küçük üreticinin daha sağlıklı gıdaya nasıl ulaşabilecekleri konusunu araştırdım ve 1996 yılında Başak Ekolojik Yaşam Derneği’ni kurdum. Bölge çiftçilerimize uygulamalı eğitimler verdik. Konuyu projelendirerek BM Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programından Sarayönü İlçesinde Sürdürülebilir Arazi Kullanımı ve REC Türkiye’den Sürdürülebilir Yaşam ve Biyolojik Çeşitliliğin Korunması projelerini yazdım ve yürütücülüğünü yaptım. Bu projelerle ilçemde organik üretici sayısı 30’lara kadar çıktı. Bunun yanısıra bitki hastalık ve zararlılarına karşı doğal yöntemleri hem dernek ve hemde İlçe Müdürlüğü olarak üreticilerimize tavsiye ettik ve etmekteyiz. Aynı zamanda TEMA Vakfı ilçe sorumlusuyum.

Bunların yanında, 20 yıla yakın arıcılık yaptım, yaklaşık 30 kovan arım oldu. Son birkaç yıldır bıraktım ama sonra devam edeceğim. Kanatlı hayvan, tavşan ve kuzu yetiştirmişliğim var. Tarımın tüm kolları bana çok sıcak geliyor. 1000 m2 lik bahçemde 5 yıldır doğal tarım metodu ile sebze ve meyvelerimi yetiştiriyorum. Şimdi 4 dekarlık (1 dekar=1000 m², ed.) bir alan daha ilave yaparak uğraşımı biraz daha büyütmek istiyorum.

Sebzeler, meyve ağaçları, tavuklar, doğa ile başbaşa, fiziken yorucu gibi ama ruhen dinlendirici geliyor bana.

Topraktan başlayalım. Anadolu’nun toprağı konuşulur hep, verimli denir… Siz sürekli sahada ve çiftçilerle birliktesiniz, durumun birinci elden şahidisiniz. Mevcut durumu kısaca özetler misiniz?

 

Çölleşme özellikle İç Anadolu’da çok yaygın bir sorun

Toprak, yaşamın temeli. Ve toprağımızın başı dertte, verimli üst toprağın toprağı devirerek işleyen pulluklarla işleme sonucu erozyona açık hale gelmesi, suyla ve rüzgarlarla aşınıp taşınması ve yok olması, çıplak toprağın güneş ışığına doğrudan maruz kalması, kalan toprağımızın ise yıllardır aşırı ilaçlama ve gübreleme sonucu hayatını kaybetmesi, anızın yakılmasıyla organik maddenin yok olması… Bütün bunlar çok büyük ölçekte ve derinlikte sorunlar.

Günümüzde her ne kadar şehirleşmiş ve teknolojik olarak ilerlemiş bir toplum içinde yaşasak da, halen en az Sümerler ve Mayalılar kadar Dünya’nın toprak gibi doğal destek sistemlerine bağımlıyız. Eğer korumak için önlem almadan Dünya’nın bize sunduğu doğal kaynakları tüketmeye devam edersek, yeni bir medeniyet çöküşünün önünde durmak mümkün olmayacak gibi görünüyor.

Bu noktada Anadolu ve özellikle İç Anadolu, kuraklık ,çölleşme ve iklim değişikliği ile baş başa ve bunları merkezinde yer alıyor. Tüm iklim değişikliği senaryoları, hemen ve hızlı bir şekilde harekete geçmemiz gerektiği konusunda hemfikir.

Bunlar çok yerinde tespitler. Peki tarım bu ”büyük resmin” neresinde duruyor?

Türkiye’ye traktörün girmesiyle geniş alanlarda yapılmaya başlanan tarım günümüze gelindiğinde, çıplak erozyona açık, organik maddesi neredeyse sıfırlanmış yani kısacası ölü bir toprak yarattı. Bunun sonucunda hızla çölleşiyoruz. Çölleşme dediğimizde de açlık, sefalet ve sosyal afetleri düşünmemiz lazım. Bütün bunların temelinde akut bir toprak krizi var.

 

Bu nedenle çiftçilerimizin işleme, sulama ve kültür yöntemlerini mevcut ekolojik koşullara göre belirleyip uygulaması gerekiyor. Çayır ve meralarda da acilen çölleşmeyi durduran adam olarak tanınan Allan Savory nin Bütüncül Yönetim sistemine geçilmelidir.

Arazi Toplulaştırma projelerinde yol kenarlarına planlanan canlı rüzgar perdelerinin devreye sokulması ve ağaç bakımlarının kurumsallaştırılması önemli. Ağaçlandırma planlarının dağlardan biraz daha ovaya doğru yeniden kaydırılması gerekiyor. Karapınar’da yıllar önce imkansızlıklar içinde başarıyla uygulanan erozyonla mücadele yöntemleri diğer bölgelerde neden uygulanamıyor bugün, bunu sorgulamamız lazım.

“Toprak altındaki canlılar çok önemli”

Tarımda pulluk gibi adeta sembol olmuş bir aracın kullanılmaması gerektiğini savunuyorsunuz. Pulluksuz tarımın faydaları nelerdir?

Çok fazla faydası var. Her şeyden önce, toprak yüzeyinde oluşan bitki artıkları yani malç ile toprak neminin korunmasını sağlıyor. Toprak sürülmediği için mevcut toprak nemi buharlaşıp yok olmuyor, toprakta kalıyor. Bitki örtü tabakası öldürülmediği için organik maddece hali hazırda çok zayıf olan topraklarımız zenginleşiyor, yüzey ”kaymak tabaka” yapmıyor ve bu sayede bitkilerin normal filizlenme ve gelişimleri gerçekleşebiliyor.

 

Toprak altı canlılarının ideal bir yaşam alanına sahip olması çok önemli. Pulluk kullanmak, bunu yok ediyor. Pulluğu devreden çıkararak toprak solucanlarının çoğalmasını ve toprak kalitesinin artmasını sağlıyoruz. Bu canlılar toprağı çapalıyor, oksijen açısından bol hale getiriyor. Toprak yüzeyinde oluşan malç tabakası yabancı otların çıkışını azaltarak zirai ilaç kullanımını da azaltıyor. Bu da toprak ekosisteminde denge sağlıyor, faydalı böceklerin biyolojik faydalarını arttırıyor. Bunun insan sağlığına etkileri de var: Türkiye’de zirai ilaç kullanımı konusunda içler acısı bir durumdayız. Türkiye’de anne sütlerinin % 40 ‘ında zirai ilaç kalıntısı mevcut olduğu araştırmalar sonucu ortaya konmuş durumda. Kanser patlamasının sağlık ,ekonomi ve sosyal etkileri başlı başına bir trajedi.

Türkiye’de çiftçiler sürekli borçlu, ciddi bir maddi baskı altında. Üreticinin kısa vadedeki penceresinden, günü kurtarmak açısından baktığımızda pulluksuz tarım nasıl?

Tabi, işin maliyet kısmı da çok önemli. Bu sistemde, geleneksel sistemde uygulanan nadas, ikileme, üçleme ve ekim hazırlığı uygulamaları olmayacağı için yakıt, zaman ve işçilikte % 70 tasarruf sağlanmaktadır.

Tarlada kalan bitki artıkları ile oluşan organik maddeler toprağın yeniden canlandırarak çoğu bitki besin maddelerini üretmekte ve bunun sonucu olarak tarlaya verilen gübre miktarlarında azalma gerçekleşmektedir. Ayrıca tarlada bırakılan anız, kar yağışı ve tipide bir kalkan gibi karları tutmakta ve toprağın daha fazla su almasına neden olmaktadır. Çoğu nadas tarlada bu birikim olmamaktadır.

 

Ayrıca bu sistemde sürülmeyip yapısı bozulmayan topraklarda bitki köklerinin toprağın alt katmanlarına işlemesi ve çok küçük tünelcikler oluşturması ve böylece toprağa daha fazla su girişi sağlanması ve toprağın havalanması sağlanmakta ve pullukta sürümden dolayı oluşan pulluk tabanının yok edilmesi sağlanmaktadır.

Mevcut toprak neminin korunmasından dolayı ekim işlemini takiben bitki çıkışları nadas tarlalara göre bile çok daha erken ve düzgün olmaktadır.Sarayönü ilçemizde yaşanan kurak bir senede nadas tarlalardan ortalama dekardan 120 kg. buğday alınırken doğrudan ekimle aynı şartlarda 220 kg. verim alınmıştır.

5 yıllık çiftçi ekimlerimizde bu sistemle ekim yapılan tarlaların nadasa ekilmiş tarlalara göre verimleri bazen aynı olmuş, bazense % 30 daha fazla gerçekleşmiştir. Çok kurak senede ise pulluksuz tarımla % 100 ‘e varan verim fazlalıkları gerçekleşmiştir. Verimler aynı olsa bile nadas, ikileme, üçleme ve ekim hazırlıkları olmadığı için pulluksuz tarımda maliyetler düştüğü için her ihtimalde çiftçiler için daha iyi bir kazanç anlamına geliyor bu.

Sarayönü ilçemiz için yaptığımız bir hesapta yıllk devlet teşvikleri olarak ilçemiz çiftçilerine ödenen teşvik destek doğrudan gelir ve primlerin toplamının 5 misli daha sadece yakıttan tasarrufumuz var. Ülkemize genellediğimizde bu miktar 5 Milyar ABD Doları’nı buluyor.

 

”Bu, doğal bir toprak reformudur”

Toprağı karbon tutan bir havuz haline getirip, daha az enerji harcayarak kuraklık ve çölleşmeyle mücadele edip, bir yandan da daha kaliteli ürün ve yüksek verim alabiliyoruz. Düşen maliyetlerden dolayı özellikle kira ve ortakçılığa verilen tarlaların yönetimi tarla sahiplerine tekrar geçiyor. Bu bir doğal toprak reformu ve fizli feodalitenin ortadan kalkmasıdır.

Bu bir ezber bozulması meselesi aslında. 12000 yıldır pullukla çalışan insanoğlu için kolay değil. Pulluk, ilaç, gübre artık genlerimize işlemiş. Aslında halaza dediğimiz tarlada kalan tohumların biraz yağışlı senelerde dekara 400 kg. verim verdiği düşünülürse biraz daha toprağı anlamamız gerektiği hissi oluşuyor.

Peki dünyanın geri kalanıyla karşılaştırdığımızda Türkiye’nin pulluksuz tarım ve diğer onarıcı tarım faaliyetlerinde durumu nasıl?

 

Türkiye olarak bu ekim sisteminde yok gibiyiz. ABD’de % 30, Kanada ‘da %60 civarında, bizden ekonomik olarak daha geride olan ülkelerde bile yaygınlaşmış bu sistem. İleri ülkeler sistemin faydalarını bildikleri için, fakir ülkelerde girdilerin özellikle mazotun pahalı olmasından girmiş bu sisteme.

Sarayönü bu konuda kısa sürede uzun yol katetmiş gibi duruyor. Şu anda durum nedir, kaç çiftçi ne kadar alanda pulluksuz tarım yapıyor?

100 dekar alandaki ilk ekimlerimizin ardından bir tarla günü düzenleyerek çiftçilerimize hasat öncesi mahsulün durumunu ve yapılanları yerinde tarla başında anlattık. Durumu gören çiftçilerimiz ”Arkadaş biz toprağı aktardık, dönderdik, nadasa ektik ve verim aynı, bu durumda biz boşuna uğraşıyoruz.Masrafsız doğrudan ekim daha karlı, hemen biz de ekmeliyiz” dediler. Bu çiftçilerimizin sayısı yıllar itibariyle 300’ü buldu. Bu yıl tahminen 60.000 dekar arazi rahatlıkla ekilebilecek. Tabii bu arada ziraat odamızın kullandırdığı mibzer sayısı 9 adede ,çiftçilerimizin kendi aldığı mibzer sayısı ise 42 ye yükseldi. Talepler gün geçtikçe artmakta. Şu anda Türkiye’de en fazla direk ekim (pulluksuz tarım) yapılan ilçe konumundayız. Sivas başta olmak üzere gelişmeler var.

Pulluksuz tarıma devletin desteği var mı? Bu destek olmasa da çiftçiler pulluksuz tarım ve doğrudan ekim yapar mı sizce?

Evet Bakanlığımızın uyguladığı Çevresel Amaçlı Tarım Arazilerinin Korunması projesi uygulanan illerde direk ekim yapan çiftçilerimize dekara 30 TL fazladan destek veriliyor. KOP projesi illerinde de bu yıl 50.000 ha.lık lanın desteklenmesi bu şekilde yapılacak.

Bizim ilçemizde destek olmadan üçüncü yılda 5000 dekar alana ulaştık. Şu anda ilçemde 7000 dekarlık bir alanda destekli ekim var.A ma desteksiz ekim yapan çiftçi sayısı 250 ve alan da 35.000 dekar. Yani çiftçiler devlet desteği olmasa da bu sisteme hızla geçiyor.

 

“Hatır için başladım ama şimdi bırakamıyorum”

Çiftçiler memnun o halde? Ne gibi tepkiler aliyorsunuz?

Gerçekten de kurak alanlara sihirli bir çözüm.Yağan yağmurun çırılçıplak toprak yüzeyinden ve bünyesinden kolayca buharlaşmasını ortadan kaldırıyor, oluşan malç sayesinde suyun toprakta tutulması sağlanıyor.

Çiftçi ve üreticilerimizden bir kaç tanıklık aktarayım.

Yaşar Atçeken isimli tecrübeli ve halk şairi bir çiftçimizin, ”Ağustosun 1’inde öğle vakti tarlayı kontrol ettim ve anızların altında kalan toprak parçasının nemli olduğunu gördüm” demesi durumu özetliyor.

Sarayönü Süt Üreticileri Birliği Başkanı Hacı Hüseyin Bayraktar, ”Hatır gönül için başladım ama şimdi bırakamıyorum. Gerçekten masrafsız ve verimli. Macar fiği hasatından sonra 1 ağustosta sorgum-sudan otu ektim ve gayet güzel oldu. Alttan macar fiğleri tekrar çimlendi, üstü de sorgum sudan out oldu. Bu baharda silajlık mısırla devam edeceğim” diyor.

Bahçesaray Köyü’nden Yusuf, ki şimdi köy muhtarıdır, ”Bu tarladan hiç bu kadar çok verim almadım, kamyon mahsulle doldu taştı, yaklaşık dekardan 500 kg. arpa aldım. Üstelik toprak işleme, ekim hazırlığı yok” diyor.

 

Özkent köyünden Ziya Çobanoğlu ise şöyle bir anısını aktarıyor: ”Cihanbeyli ilçesi ile tarlalarımız sınır. Komşu ilçenin çiftçisi geleneksel tarımdaki nadasını yapmış, ikileme ve ekim hazırlığını tamamlamış ve ekim yapıyor. Biz de anızlı tarlaya gittik ve doğrudan (pulluksuz) ekime başladık. Komşu çiftçi hayretler içinde ‘siz ne yapıyorsunuz, anızlı tarla bu, sürülmemiş, böyle ekim mi olur!’ dedi. Daha sonra ekinlerimizin gelişme durumunu ve harman zamanı verimi görünce ikna oldular. Bu yıl 875 dekar tarla ektim ve her yıl daha da artıracağım.”

Çiftçi, sanayici ve Başak Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Hayrettin Demirpolat ise şunları söylüyor: ”Bu sisteme önce sizin tavsiyeniz ile başladım. Masrafsız ve topraklar erozyona karşı koruma altında. Şu anda yaklaşık 2500 dekar yer ekiyorum ve bir adet de direk ekim mibzeri aldım. Gerçekten toprakların kalitesinin artırılması ve sonuçta sanayicinin istediği kaliteli buğdayı üretmek, toprağı yeniden canlı hale getirmekle mümkün.”

Sivil toplumdan, diğer kesim ve sektörlerden tepkiler nasıl? Katkı verenler var mı?

Bu ekim sistemini duyan TEMA Vakfı Onursal başkanı Hayrettin Karaca beni telefonla arayarak tebrik etti, çok mutlu olduğunu söyledi. İstanbul’da Kanal B’de ”Birebir” programına konuk olmamı istedi. Sayın Karaca ile çok güzel bir söyleşi oldu ve deneyimlerimizi paylaştık. Bir an önce tüm ülkenin bu ekim sistemine geçmesi ve toprakların korunması gerekiyor. Tabii ki çiftçimiz önce maliyeti düşünür ki bu sistemde maliyetler büyük oranda azalıyor.

 

Tabii ki bu sistemin gelişmesi için öncelikli olarak doğrudan ekim mibzeri gerekli. Yurtdışında görüp ”Neden benim ülkemde yok?” diyerek ilk doğrudan ekim makinasını ülkemizde imal eden ve ”Bu benim makina satışlarımın içinde sadece binde bir ama ve bu benim özel hobim ve her çiftçi bu sisteme geçmeli” diyen sanayici Mehmet Duman’ın bu konudaki heyecanı ve araştırma ve devlet üretme çiftliklerine verdiği katkı yadsınamaz.

İlçe ziraat odamızın sisteme inanması ve yenilikçi projelere açık olması ilçemde bu sistemin yaygınlaşmasındaki en önemli etken. Oda başkanımız Ö.Fatih Karça’nın çiftçilerimiz için bir adet doğrudan ekim mibzeri alması sonucu ekimler gerçekleştirildi.

Her şey güllük gülistanlık olmamıştır diye tahmin ediyorum. Sizin bu meselelerle tanışmanız nasıl oldu? İnsanları ikna etme sürecinde yaşadığınız zorlukları ve dirençleri anlatır mısınız?

Fukuoka’nın Ekin Sapı Devrimi kitabını okumam bu fikrin gelişmesine etken oldu. Tabii Fukuoka serpme ekim yapıyor ama Japonya’nın yağışı fazla, bu nedenle toprağı bozmadan nasıl ekim yapabiliriz diye düşünürken doğrudan ekim metodunun en uygun olduğu kanaatine vardım.

Açıkçası başlangıçta çiftçilerimizin hepsi ”Toprağı sürmeden ekim mi olur Mehmet Bey!” dediler, ama ısrarlı davranışlarımız karşısında bir yerde hatıra binaen ”Bu sene bir ekelim bakalım” diyerek girdiler bu sisteme. İyi sonuçları da görünce sistemi devam ettirdiler.

Süreci özetlemem gerekirse, şöyle anlatayım. Öncelikle ”Bu ürün çıkmaz” dediler. Çok düzenli bitki çıkış ve büyümelerini görünce bu sefer de ”Tabi toprak sıkı, nemi kaçırmadığı için çıkış yaptı ama tabanı sert olduğu için gelişmesi pek iyi olmaz bunun” dediler. Gelişme de çok iyi olunca ”Demek iyi çıkış olunca gelişme de orantılı devam ediyor herhalde. Ama beslenemez, zayıf olur, verim düşük olur” dediler bu sefer de. Nadas ekime göre daha fazla verim alındığını görünce de ”Evet tabii, bitki çimlenme ve çıkışı kuvvetli, toprak tavı iyi. Böyle olunca da verim de iyi oluyor” dediler.

 

Uyarlama: Mehmet Karlı

Böyle böyle, aşama aşama bu günlere geldik.

Burada yeniliklerin çiftçilerimize ulaştırılmasında ekip olarak ısrarlı davranışımız çok etkili oldu.Bunun sonucu çiftçilerimizden çok olumlu tepkiler almaya başladık.

”Böyle ekim olmaz, buğday arpa çıkış bile yapamaz” diyen çiftçilerimiz artık diğer il ve ilçelerden gelen çiftçilere sistemi anlatıyorlar. Bu çok sevindirici.

Sürdürülebilir ve hatta bunun ötesinde onarıcı bir tarım için bu anlattıklarınız çok büyük umut kaynağı. Sarayönü’nde şu anda yaptığınız ve gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz diğer projeleri de öğrenebilir miyiz?

İlçemizde şu anda çayır ve meralarda da acilen çölleşmeyi durduran adam olarak tanınan Allan Savory’nin Bütüncül Yönetimi’ne geçilmeli ve uygulanmalıdır. Bu konuda bir meramızda bu bahar ilk pilot projemizi uygulamaya başladık.

Yine ilçemizde Doğa Koruma Merkezi ve Bakanlığımızın birlikte yürüttüğü canlı rüzgar perdeleri projesi gereği 75 km.lik tarla yolları kenarına 80.000 akasya fidanı dikimi gerçekleştirildi.

Çiftçilerimize düşen vazife, dünyada hızla yayılma alanı bulan sıfır toprak işleme, direk ekim sistemi yani pulluksuz tarım’a geçmeleridir.

Röportaj: Durukan Dudu

(Yeşil Gazete)

  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Google+ Social Icon
  • YouTube Social  Icon
  • Pinterest Social Icon
  • Instagram Social Icon
bottom of page